Saat 13.47. Kütüphanenin arka sırası, her zamanki yerim. Camdan bakıyorum; sonbaharın ilk yağmuru yağıyor. Hava o kokuyu taşıyor, toprakla ıslak asfaltın karıştığı... İlk bahara benzemiyor ama yine de güzel. Bugün dokuz…
Saat 20:09. Karşı kıyının ışıkları, camda benimle birlikte titriyor; vapurun motoru bir eski şarkı gibi uğulduyor ve ben yine o masada unutulmuş kalemi düşünüyorum. O kalemi sana uzatırken elim titrememişti ama içimde…
Bugün ofisime yeni dönemden bir öğrenci geldi, elinde dosyası, gözünde o 'acaba anlatabilir miyim' bakışı; kapıyı kapatırken koridorda birinin gülüşü, hayır, öyle değil, gülüş değil, ayak sesiydi, ama benim kalbim yine…
Bugün klinikten dokuzda çıktım, eylülün son gecelerinde karanlık artık erken düşüyor ve ceketimin yakasını kaldırıp kaldırıp o uzun yürüyüşü yaptım, o çok alıştığım, kimseyle konuşmadan biten yürüyüşü. Kapanmadan hemen…
19 Eylül 2026, Cumartesi, saat 21:36. Çocuklar yeni uyudu. Defteri açtım, kalem elimde kaldı öylece. Okul bu hafta başladı; çantalarına yeni aldığım defterlerin sayfaları hâlâ o tertemiz kâğıt kokusunu taşıyor…
Sabah dokuz, camdan vuran ışık hafif gri. Cumartesi ofisi sessiz olur, ben yine de geldim; bahane üretmek bu stajın en iyi öğrendiğim dersi oldu çünkü. Arşiv odasını düşündüm yine, çatı katında, tozun ışıkta asılı…
Sabah 06.32. Çocuklar dün akşam gitti. Ben de okul çantamı hazırladım, ilk kez. Yıllardır ilk kez biberon değil, kalem. Kalemin ağırlığı bu kadar mı tuhaf olur. İki bardak çıkardım yine. Alışkanlık işte. Birini boş…
sabah 03.02. Uyuyamadım. Kalktım, mutfakta oturuyorum. Ellerimde hâlâ dünün çimento kokusu var. Sabah kalıp söktüm, akşam duş aldım ama o koku çıkmadı. Çıkmasın da. Dün şantiyede bir mühendis geldi, denetim için. Masaya…
23.01'de yazıyorum bunları. Vardiya yeni bitti, deniz kenarında oturuyorum, ayakkabılarımda hâlâ marketin kokusu var. Sabun, poşet ve biraz da soğuk raf kokusu. İnsan bir yerden çıkarken kendini de orada bırakıyor…
Saat 22:36, hava o ikinci aradaki gibi; ne sıcak ne soğuk, tam ortada bir şey. Artvin'e eylül böyle giriyor işte, akşam üstleri bir serinlik kapıyor ortalığı, ben de camı aralık bıraktım. Şimdi dışarıdan bir kedinin…
07:48, hava bulutsuz, ben tamamlanmamış bir cümle. Dün gece rüyamda yine o koridordaydım. Ama bu sefer farklıydı; sen bana doğru yürüdün, ben de cümleme başladım. "Ben seni..." dedim ve sonra, her zamanki gibi, zil…
05.30. Fırını yaktım, sonra durdum. Eylül sabahı artık serin. Hamur mayalanırken pencereden baktım, cam kenarındaki masa boştu. Her zamanki gibi. On dört yıl yan yana çalıştık. O kekleri, ben kasayı. Elleri unlu olurdu…
07:21, hava güneşli, camlar bile parlıyor... ben hâlâ yağmurluyum. Sana yazıyorum, tıpkı her sabah olduğu gibi. Sadece bu sefer kâğıt yok, sadece metro camı ve buharı üstüne parmağımla çizdiğim harfler var. Bir durak…
Saat 22.01. Salonda onuncu saattim, evde ilk dakikam. Tırnaklarımın arası hâlâ boya kokuyor, saçlarımın arası hâlâ sen kokuyorsun. İkincisi metafor. Birincisi mesleki risk. Bugün fön makinesini servise götürdüm. İki…
01:06'da uyandım yine. Yatağın altındaki botlarımı göremiyorum ama biliyorum, oradalar. Nöbetçi subayın koridorda yankılanan adımları durdu. Gece yarıları bu kışla hep böyle. Sessiz ama tamamen sessiz değil. Yarın altı…