Bir varmış, bir yokmuş, bir kız varmış, her sabah Nevşehir'in tozlu sabahında kalkıp miniklerin yaka kartlarını düzeltirmiş; kartları düzeltirmiş de kendi hayatını bir türlü düzeltemezmiş. Evet, biliyorum, masal böyle…
14 Ağustos 2026, Cuma, saat 20:42. Defteri açtım, tarih düşüyorum, çünkü ben böyle öğrendim; önce kayda geçir, sonra ağla. Muhasebeciyim, rakamlar benim akrabalarım gibidir, hiç yalan söylemezler, en fazla yuvarlarlar…
Saat 20:54. Perşembe akşamı, evde yalnızım. Tatile iki hafta var, koridorlar zaten yarı boş; ben yine de uğradım sınıfa bugün, tahtayı silmek için. Köşeye tarihi yazdım: 13 Ağustos. İçimden bir isim geçti, her zamanki…
Sevgili günlük, Saat iki oldu, uyuyamadım. Yarın sabahın ilk danışanım saat onda, notlarımı hazırladım, çayımı içtim, yine de gözlerim tavana takılı kaldı. Belki de bu yazıyı sana değil, o kadar uzun zamandır içinde bir…
sabah 06.40, tezgâhı açmadan önce. kepengi kaldırırken rüzgâr yüzüme çarptı. poyraz. adımı oradan koydum buraya. denizden gelen her şey gibi o da tuzlu ve soğuk. iyi geldi. bugün çarşamba. çarşumbalar hep aynı akar…
Bu gece hava öyle sıcak ki, pencereyi açtım ama rüzgâr yok... Sadece limandan gelen o ıslak, tuzsuz bir sıcaklık var. Gökyüzü açık, ay yukarıda inatla duruyor. Saat bire çeyrek geçiyor, ben hâlâ uyuyamadım. Yurt sessiz…
Sipariş: bir adet iki kişilik yaş pasta, bir bardak çay. Teslim: asla. Ödeme: on yıldır ben. Sen yine de inat ediyorsun ya, 'pasta iki kişilik denmez ki, dilim dilim kesilir' diye. Kesilir, evet. Ama ben o pastayı hiç…
13:49. Stajdan çıktım, yine aynı yokuş. On gün önce burada bir şey yazmıştım, hatırlıyorum. O gün adımlarımın sesini dinliyorum demiştim. Bugün dinledim. Sadece biraz daha rahat. Bugün ofiste bir hata mesajı vardı…
Saat 03:49, Yalova'da rüzgâr var, perdeler benim kadar karar veremiyor, bir sağa bir sola savruluyor; ben de tez dosyasının üçüncü sayfasındayım, doğrusu üçüncü sayfanın bir kelimesindeyim, o kelime de "hafıza" ve ben…
10 Ağustos 2026, Pazartesi, saat 23:27. Ankara bu gece serin, pencereden giren rüzgâr perdeyi hafifçe kaldırıyor, hava raporuna göre on dokuz derece, benim hissettiğimse çok daha soğuk bir şey, çünkü bu evde sıcaklığı…
Sabah 06.36. Pazar. Klinik kapalı ama ben yine erken uyandım. Vücut, tatili tanımıyor. Diş hekiminin vücudu, tatil sabahında bile yediye kurulu çalar. Bu defteri ilk kez açıyorum. Neden bugün, bilmiyorum. Belki dün…
8 Ağustos 2026, Cumartesi, saat 21:43. Tarihle başlıyorum yine, sanki bir dosya açıyorum, sanki bu akşam da arşive girecek bir vaka gibi. Belki de öyle. Mesai biteli üç saat oldu ama ben hâlâ masamda oturuyorum, önümde…
Ağustos'un sekiziydi. Öğlen. Şehir sıcaktı, koridor gölgede bile ıslaktı sanki. Yaz tatilinde bina boş. Ama ben yine o koridordan geçtim. Keman odasının kapısı kapalıydı. Perde aralık. Işık, tozlu zemine bir çizgi…
23:35, deniz karanlık. Rüzgâr yok. Sıcak basıyor, pencereyi kapatamıyorum. Bu akşam sana yazamadım. Kalem elimde durdu. Aynı kalem, aynı defter, aynı masa. Ama kelimeler gelmedi. İlk kez değil ama yine tuhaf geldi…
Saat gece on buçuk. Van'da ağustosun sıcağı akşama kadar dayanamadı, şimdi dağdan inen serin bir rüzgâr var. Dükkânı kapadım, makası masaya bıraktım. Bugün bir gelinin ölçüsünü çektim. Kırmızı bir kumaş getirdiler…