Seans Odasındaki Sandalye
Cumartesi akşamı, ofiste son seansı bitirmiş, koltuğun kolçağındaki çayı soğumaya bırakmıştım; camdaki yansımam bana, yirmi yıl önce bir koridorda sırtını duvara verip bekleyen kızı hatırlattı, o kız da benim, hayır…
Uzakta olana, geçmişte kalana, bir türlü kavuşamadıklarımıza yazılanlar.
Cumartesi akşamı, ofiste son seansı bitirmiş, koltuğun kolçağındaki çayı soğumaya bırakmıştım; camdaki yansımam bana, yirmi yıl önce bir koridorda sırtını duvara verip bekleyen kızı hatırlattı, o kız da benim, hayır…
Saat 20:45; ofisten yeni çıktım, iskelede beklerken yazıyorum bu satırları, belki de bu deftere en çok yakışan yer burasıdır çünkü denizin üstünde yazılan her şey biraz tuzlu, biraz titrek oluyor. Karşı kıyı daha yeni…
Adana'dan çıktım sabah altıda, akşam sekizde Mersin'in taş ocağından döndüm; kilometre sayacı bugün tam 612 yazıyor. Pozantı geçişinde hava karardı, karşıdan gelen tırların farları bir bir yanıyordu, birinin sağ farı…
13 Ekim 2026, Salı, 20.51. Ofisten yeni çıktım, masamdaki son dosyayı kapattım ama aklımdaki hesap kapanmıyor. Dört yıl önce bir Boğaz hattında, ikisi de ters yöne kaçarken çarpmıştık birbirimizi. Ben vapura, o karşı…
Saat 00.12, hava on iki derece, rüzgâr denizden esiyor ve saçlarımı üçe katlayıp başıma topuz yapıyorum çünkü artık saçma sapan şeylere enerji harcamak istemiyorum. Vardiyadan yeni çıktım, ellerimde hâlâ kumaş kokusu…
Sevgili defter, bu akşamki hâlimi bir fotoğraf terimiyle anlatmam gerekirse: netlik. Yıllarca flu gördüğüm bir şeyi, kırk yaşında, Elazığ'ın serin bir ekim akşamında, stüdyonun kepenklerini indirirken sonunda net…
22:13. Dükkanı kapadım, eve yeni geldim, elimde hâlâ etiketlerin kokusu var. O yapışkan koku, parmaklarımdan gitmiyor akşama kadar. Telefonu cebimde, hep sol cebimde, çünkü sen mesajlarını hep geç atarsın, ben de o…
sabah 01.29 Otobüsün arka koltuğunda cam kenarındayım yine. Vardiyadan yeni çıktım, kulaklığı takmayı unutmuşum, o yüzden şehir bütün sesiyle üstüme geliyor: motorun homurtusu, öndeki adamın telefon zili, bir ara…
Saat 22:55. Perşembe akşamları hep böyle geç başlar içimdeki sesler; sanki günün bütün gürültüsü çekilince kalan tek şey ben oluyorum. Dışarıda Hatay'ın ekim yağmurları yeni dindi, camdan gelen o ıslak toprak kokusu…
Sabahın körü sayılır mı bilmiyorum ama saat sıfır otuz yedi, herkes uyurken ben yazıyorum bunları; emekli olduktan sonra gündüzleri geceye, geceleri gündüze benzettiğimden olsa gerek, içimdeki nöbetçi hâlâ vardiyasını…
Akşam on bir buçuk, mutfakta yalnızca aspir yağının üstündeki küçük ışık yanıyor. Ekim'in ilk Pazartesi'si... Gaziantep'te akşamlar serinledi, balkon kapısını kapatmadan önce bir süre dışarıda durdum, avludaki…
Saat 01.03, mutfak tezgâhının başındayım. Çocuklar bir saat önce uyudu, bulaşık makinesinin uğultusu hâlâ bitmedi. Bu defteri açalı çok olmadı ama bu gece yazmazsam patlayacağım sanıyorum. Sana yine yazıyorum…
Saat on bir, camda hafif bir yağmur var. Ekim yağmuru, yazınkilerden farklı; daha yavaş düşüyor, sanki acele etmesi gereken bir yeri yok. Kütüphanenin üçüncü katındayım, her zamanki pencere kenarında. Kaloriferler yeni…
Bu sabah çarşıya inince hava sisliydi, öyle ince bir sisti ki simit tezgâhının buğusundan ayırt etmek güçtü; kepengi kaldırırken o sisin içinden senin geçtiğini gördüm ve otuz yıl önce kapanan kapıların gürültüsü yerine…
Sevgili ben, Perşembe akşamı, saat on bire doğru, tezgâhın arkasındaki taburenin üstünde oturuyorum ve eczane kapalı. Kepenkleri indirdim, ışıkların yarısını söndürdüm, sadece reçete masasının üstündeki lamba yanıyor…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar