23:38, Kiraz Ağacına Mektup
Saat 23:38. Pencerede ekim yağmuru, camda damla izleri. Çocuklar uyudu. Mutfakta yine o sessizlik. On dokuz yılın ardından bir insanın en çok neyi özlediğini sanıyordum; meğer en çok sesi özlüyormuşsun. Kapının açılma…
Bitenlerin ardından söylenemeyenler, vedalar ve yeniden ayağa kalkışlar.
Saat 23:38. Pencerede ekim yağmuru, camda damla izleri. Çocuklar uyudu. Mutfakta yine o sessizlik. On dokuz yılın ardından bir insanın en çok neyi özlediğini sanıyordum; meğer en çok sesi özlüyormuşsun. Kapının açılma…
Bugün kliniğe yaşlı bir tekir kedi getirildi. Sahibi, "Aynı evde on iki yıl kaldı, sonra bir gün kapıyı buldu ve gitti" dedi. Muayene ederken kediyi, aklım başka yerdeydi. On iki yıl. Bizimki on üç yıl oldu, saymazsam…
Saat dokuzdu, Kordon'un lambaları bir bir yanıyordu. Herkes birine doğru yürüyordu; ben ise elimde simit kokusu, denize doğru yürüdüm. Denizin de bir adresi var mıdır, bilmiyorum. Sen olsan şimdi gülerdin buna…
Saat üç. Dükkânı kapattım. Anahtarı çevirdim, kepengi indirdim. Ama eve gitmedim. Terzihanenin arka odasında, lambanın altında kaldım. Yıllardır alışkanlık oldu. Önümde o ceket var. Otuz yıl önce diktiğim. Omuz dikişini…
Sana, Bu gece yine bir kelimenin karşılığını bulamadım. İngilizce bir cümlede durdum, 'belonging' diyordu, ait olma. Türkçede tam karşılığı yok, biliyorsun. Ben de yok artık. Dört yıl boyunca senin dilinde konuşmaya…
Sabah 07.40'ta, Bostanlı vapurunda, telefonumun takvimine bir daha bakmamaya yemin etmiştim ki bugün tam o günü, yani davetiyesinin basıldığı ama hiç gönderilemeyen günü gösterdi; ne yaman tesadüf, takvim de onun…
Sabahın körü sayılır mı bilmiyorum ama saat sıfır otuz yedi, herkes uyurken ben yazıyorum bunları; emekli olduktan sonra gündüzleri geceye, geceleri gündüze benzettiğimden olsa gerek, içimdeki nöbetçi hâlâ vardiyasını…
Akşam on bir buçuk, mutfakta yalnızca aspir yağının üstündeki küçük ışık yanıyor. Ekim'in ilk Pazartesi'si... Gaziantep'te akşamlar serinledi, balkon kapısını kapatmadan önce bir süre dışarıda durdum, avludaki…
Saat 01.03, mutfak tezgâhının başındayım. Çocuklar bir saat önce uyudu, bulaşık makinesinin uğultusu hâlâ bitmedi. Bu defteri açalı çok olmadı ama bu gece yazmazsam patlayacağım sanıyorum. Sana yine yazıyorum…
sabah 02.29 Samsun'da eylülün son gecesi. Pencereyi aralık bıraktım, denizden gelen rüzgâr çizim kâğıtlarımı kaldırıyor. Kâğıtlarım uçmasın diye fincanı üstlerine koydum. Fincanın altında bir cephe çizimi var. Pencere…
Saat 22.45. Çay soğuyor. Yine. Ben bu çayı kim içecek diye demliyorum, hâlâ anlayamadım. Kırk yaşında sanal aşk, bravo bana. Üstelik Nevşehir'de, kocaman bir evde, bulaşık makinesi çalışırken, bir adamın mesajını…
21:58. Vardiya bitti. Önlüğü çıkarırken aynada birine benzedim, tam çıkaramadım kime. Bugün masaları toplarken bir çatal buldum. Kırık. Çocukların evdeki kasalarından biri de kırıktı, geçen hafta fark ettim…
Saat 22.56. Dışarıda yağmur var. Ankara'nın eylül sonu yağmuru... Camda ince bir çizgi halinde akıyor. Mutfaktaki çaydanlık henüz sıcak. Salonda televizyon açık. O kanal değiştiriyor. Ben bu ekranın ışığında yazıyorum…
Öğlen 12.27'de, kalabalık en sert hâliyle üstüme gelirken yazıyorum bunları. Cumartesi; öğrenciler, turistler, tek başına kitap okuyan adamlar. Ben fincanları diziyorum, tepsileri taşıyorum, gülümsüyorum. Gülümsemek de…
Sabahın ikisi, kepenkleri indirip sandalyeleri masaların üzerine çeviriyorum. Cuma gecesi kalabalıktı, ayaklarım hâlâ zonkluyor. Ama kafanın içi, tam kapanış saatinde garip biçimde sessizleşiyor... Bugün cam kenarındaki…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar