akşam 20.57, sahilde
sabah 06.40, tezgâhı açmadan önce. kepengi kaldırırken rüzgâr yüzüme çarptı. poyraz. adımı oradan koydum buraya. denizden gelen her şey gibi o da tuzlu ve soğuk. iyi geldi. bugün çarşamba. çarşumbalar hep aynı akar…
Bitenlerin ardından söylenemeyenler, vedalar ve yeniden ayağa kalkışlar.
sabah 06.40, tezgâhı açmadan önce. kepengi kaldırırken rüzgâr yüzüme çarptı. poyraz. adımı oradan koydum buraya. denizden gelen her şey gibi o da tuzlu ve soğuk. iyi geldi. bugün çarşamba. çarşumbalar hep aynı akar…
Sipariş: bir adet iki kişilik yaş pasta, bir bardak çay. Teslim: asla. Ödeme: on yıldır ben. Sen yine de inat ediyorsun ya, 'pasta iki kişilik denmez ki, dilim dilim kesilir' diye. Kesilir, evet. Ama ben o pastayı hiç…
10 Ağustos 2026, Pazartesi, saat 23:27. Ankara bu gece serin, pencereden giren rüzgâr perdeyi hafifçe kaldırıyor, hava raporuna göre on dokuz derece, benim hissettiğimse çok daha soğuk bir şey, çünkü bu evde sıcaklığı…
Sabah 06.36. Pazar. Klinik kapalı ama ben yine erken uyandım. Vücut, tatili tanımıyor. Diş hekiminin vücudu, tatil sabahında bile yediye kurulu çalar. Bu defteri ilk kez açıyorum. Neden bugün, bilmiyorum. Belki dün…
Bu gece saat bir buçukta uyuyabildim, dün gece de ikiyi biraz geçiyordu... Ankara'nın Ağustos geceleri, kışın o kuru soğuğundan başka bir şekilde acıtıyor insanı; ne rüzgâr var ne kar, sadece sıcak bir hareketsizlik…
Şu an 23.59, Sakarya'dayım. Yarın sabah erken çıkacağım, Mersin yükü. Ama daha yola çıkmadan yazayım dedim, yoksa dağın ortasında unuturum. Bu gece garaja indim, tırın kapısını açtım, içeriye bir baktım. Sonra kapattım…
22.50, eve yeni girdim. Kemerimi çözüp tabancamı dolaba koydum, kilitledim. Alışkanlık işte... on beş yıldır o dolabın anahtarını ben saklardım, o bulamazdı zaten. Şimdi anahtar da bende, kilit de bende, koca ev benim…
sabah 06.39. çocuklar cumartesi gitti, pazar döndü. bugün salı ve ben hâlâ o sessizliğin hesabını tutuyorum. ev boşken çay içtim. iki bardak çıkardım, sonra birini geri koydum. alışkanlık diye buna deniyor herhalde…
Şunu da ekleyeyim: Kordon'da bir yıldır tek başına yürüyen bir kadın hakkında istatistiksel bir bilgiye ulaştık. Kaynak: kendim. Deniz kenarında simit satan amca artık beni görünce iki çay koymaya başladı, biri benden…
Bugün Trabzon'da öğlen saatlerinde bir yaz yağmuru bastırdı, denizden gelen rüzgâr kafenin camlarını bir güzel çarptı, ben de köşe masamda oturup o yağmuru izledim durdum... İnsanın yağmura bakıp hiçbir şey düşünmediği…
sabah 05.40 değil, öğlen 13.02. dışarıda Nevşehir sıcağı, asfalt buğulanıyor. ben jandarma değil, polis memuruyum; gece vardiyasından çıktım, sabah uyudum, şimdi çay demledim. bu şehirde kimse beni tanımıyor demiştim…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar