21.17'de, Gökçay'ın kıyısından
21.17'de yazıyorum bunları. Daha erken bir saat, biliyorum, ama bugün Gökçay boyunca yürürken anladım ki gece yarısını beklemek de bir tür erteleme. On beş yıldır erteliyorum zaten, bir saat daha ne değiştirir ki…
Uzakta olana, geçmişte kalana, bir türlü kavuşamadıklarımıza yazılanlar.
21.17'de yazıyorum bunları. Daha erken bir saat, biliyorum, ama bugün Gökçay boyunca yürürken anladım ki gece yarısını beklemek de bir tür erteleme. On beş yıldır erteliyorum zaten, bir saat daha ne değiştirir ki…
Saat 20.43. Kepenkleri daha indirmedim, yarım kaldı, içimdeki her şey gibi. Dışarıda hava kararıyor, rıhtımdan bir vapur düdüğü geldi az önce, o sesi duyunca elimde bir saniye durdu, hamur değil bu sefer, kepengin…
07:30. Gece vardiyası bitmek üzere, lobi neredeyse boş, kahve makinesinin sesi dışında hiçbir şey yok ve ben yine o taslakları açtım, telefonumda seninle ilgili o klasörü, ki adını bile koyamıyorum o klasöre, "arşiv"…
Akşam treni yine beş dakika gecikti, hoparlörden duyurulan cızırtılı kadın sesi ofisimin camına vuruyor, ben ise on dört yıldır aynı cümleyi düzeltmeye çalışıyorum: "O zaman git işte." Dört kelime. Memuriyet sınavı için…
00:22. Eylül'deyiz ama Van'da gece artık kışa hazırlanıyor. Gölün kokusu değişti, yazın o tozlu sıcaklığı gitti, yerine soğuk ve temiz bir şey geldi. Ben de değiştim galiba. Üç ay oldu. Akşam eski bir projeyi açtım…
Saat 00.20, konserten yeni döndüm, ayakkabılarım hâlâ ayağımda, çorabımın ucunda salondan kalan o soğuk toz hissi var ve ben kapının önünde durup anahtarı çeviremedim, çünkü içeride kimin olduğunu bilmek artık bir…
9 eylül, öğlen 12.10. Rumuzum eylülgecesi. Doğum günüm değil bu, merak etmeyin. Ama herkesin bir ayı vardır, benim de var: eylül. Adım gibi. Yani rumuzum gibi. Yani... neyse. Konuya geleyim. Bugün kafeteryada tez…
Saat 00.12, İstanbul'da hava öyle nemli ki, kendimi kumaş sergisindeki son parça gibi hissediyorum: kimsenin dokunmaya cesaret edemediği, ama herkesin bir kere olsun eliyle yokladığı cinsten. Ben yine deniz…
Saat beş on üç. Vardiyadan yeni çıktım, üniformanın üstümdeki hastane kokusu hâlâ duruyor; alkol ve çamaşır suusu karışımı o koku, sen de bilirsin, sana anlatmıştım bir kere. Körfezde yürüyorum şimdi. Rüzgâr sert değil…
7 Eylül 2026, Pazartesi. Saat 23.30. Bursa'da hava kapalı, geceye doğru serin bir rüzgâr var; pencereyi aralık bıraktım, perdeler hafifçe kıpırdıyor. Bu siteye bugün üye oldum. Rumuz seçerken epey durakladım…
Saat on bire beş var, pencereyi bir parmak aralık bıraktım, poyraz esiyor. Eylülün yedisi ama hava ne sıcak ne soğuk, öyle arafta bir şey. Kordon'dan yeni döndüm, ayakkabılarımın içinde deniz tuzu var, hissediyorum. Bu…
Sana, Sana bir şey söyleyecektim, o gece, mezuniyet gecesi, kalabalığın ortasında, elinde o saçma sapan kepginle... Ama söyleyemedim. Yedi yıl oldu. Yedi yıl, anlıyor musun? Ben sayılarla uğraşan biriyim, hesap yaparım…
Sabah sekiz buçuk; motosikletin aynasında güneş daha yeni ısınmaya başladı ama Antakya'nın eylül sabahında rüzgâr, gece kalan bir serinliği taşıyor, ben de dağıtıma çıkmadan önce bir dakikalığına o sokakta durdum. Uzun…
Sayfa 187. Bugün rafta bir Cemal Süreya şiiri düştü elimden, yere düşünce açıldı, tam o sayfada. Kütüphane kapanıyordu, ben toparlarken o geldi, "bu kitabı bırakıp giden ilk kız değilsin ama en çok üzüleni sensin" dedi…
Öğlen 13.23, Perşembe. Çocuklar öğle uykusunda, sınıf o kadar sessiz ki kendi kalbimin sesini duyuyorum, ne kadar saçma değil mi, kırık iki yaşında bir kalbin sesi duyulur muymuş. Perdeler yarı çekik, masanın üstünde…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar