İki Bardak Kahve
Bu gece saat bir buçukta uyuyabildim, dün gece de ikiyi biraz geçiyordu... Ankara'nın Ağustos geceleri, kışın o kuru soğuğundan başka bir şekilde acıtıyor insanı; ne rüzgâr var ne kar, sadece sıcak bir hareketsizlik…
Uzakta olana, geçmişte kalana, bir türlü kavuşamadıklarımıza yazılanlar.
Bu gece saat bir buçukta uyuyabildim, dün gece de ikiyi biraz geçiyordu... Ankara'nın Ağustos geceleri, kışın o kuru soğuğundan başka bir şekilde acıtıyor insanı; ne rüzgâr var ne kar, sadece sıcak bir hareketsizlik…
21.56. Oda saatte yazıyorum bugün. Alışılmadık, biliyorum. Ama karım daha yeni uyudu, ben de mutfaktayım. Yedi yıldır aynı evdeyiz ve ben hâlâ onun nefesinin düzelmesini bekliyorum, sonra kalkıyorum. Sanki bir izin…
Kıymetlim, Bugün lokantayı erken kapattım. Ağustos'un sıcağı insanı yoruyor, müşteri de az geldi; sıcakta çorba içen olmuyor tabii. Tezgâhı silerken gözüm yine o çekmeceye kaydı. Senin ilk mektubun duruyor orada, kâğıdı…
Akşamüstü beş buçukta, stüdyonun batı camı kızıla dönerken yazıyorum sana. Ağustos sıcağı duvarlarda duruyor, ben ise serinliği karanlık odada arıyorum. Bugün bir düğün çektim. Gelinin babası ona kolunu verirken…
Şu an 23.59, Sakarya'dayım. Yarın sabah erken çıkacağım, Mersin yükü. Ama daha yola çıkmadan yazayım dedim, yoksa dağın ortasında unuturum. Bu gece garaja indim, tırın kapısını açtım, içeriye bir baktım. Sonra kapattım…
13:39. Öğle paydosundan çıktım, ofisten yokuşa vurdum kendimi. Hava sıcak ama gölge tarafı buldum, oradan iniyorum. Stajın üçüncü haftası. Bugün ilk defa, kod derken elim titremedi. Hata mesajı geldi, okudum, düzelttim…
22.50, eve yeni girdim. Kemerimi çözüp tabancamı dolaba koydum, kilitledim. Alışkanlık işte... on beş yıldır o dolabın anahtarını ben saklardım, o bulamazdı zaten. Şimdi anahtar da bende, kilit de bende, koca ev benim…
Bugün klinikten dokuzu çeyrek geçe çıktım, temmuzun son cuması ve hava daha yeni kararmaya başlamıştı, caddede simitçiler toplanıyordu. Çantamda hâlâ sabah doğum yapan sokak kedisi Misket'in fotoğrafları var, üç yavrusu…
Şu an saat 00.20, Bostanlı iskelesi civarı, son seferin dönüşü. Cam biraz açık, denizden gelen rüzgâr direksiyona vuruyor, ellerim tuz kokuyor. Bugün tam yirmi iki yıl oldu, ilk kez o küçük kasabanın iskelesinde seninle…
sabah 07.01. Nöbetten yeni çıktım. Gözlerim yanıyor, ayaklarım taşıyor ama eve değil, sahile indim. Alışkanlık bu. Alışkanlıktan beter bir şey. Banka oturdum. Tahtası ısınmış bile, geceden beri kimler oturdu kim bilir…
sabah 06.39. çocuklar cumartesi gitti, pazar döndü. bugün salı ve ben hâlâ o sessizliğin hesabını tutuyorum. ev boşken çay içtim. iki bardak çıkardım, sonra birini geri koydum. alışkanlık diye buna deniyor herhalde…
Akşamüstü beş buçuk suları, deniz bugün turuncaya çalarken maviye, rüzgâr hafif, balkondaki sandalyenin minderinde hâlâ senin bıraktığın çukur duruyor, ben de oraya oturup ayaklarımı uzattım, kimse düzeltmedi diye. On…
Bugün Trabzon'da öğlen saatlerinde bir yaz yağmuru bastırdı, denizden gelen rüzgâr kafenin camlarını bir güzel çarptı, ben de köşe masamda oturup o yağmuru izledim durdum... İnsanın yağmura bakıp hiçbir şey düşünmediği…
sabah 05.40 değil, öğlen 13.02. dışarıda Nevşehir sıcağı, asfalt buğulanıyor. ben jandarma değil, polis memuruyum; gece vardiyasından çıktım, sabah uyudum, şimdi çay demledim. bu şehirde kimse beni tanımıyor demiştim…
27 Temmuz, sabah 08.11 Yaz tatilinin ilk pazartesi. Okul kapalı, ev sessiz, kahve bitmiş durumda; ben hâlâ alışamadım bu saate uyanmaya. Çocuklar annelerinde, cumartesi akşamı gelecekler. Beş gün var aramızda. Beş gün…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar