Bir varmış, bir yokmuş, bir kız varmış, her sabah Nevşehir'in tozlu sabahında kalkıp miniklerin yaka kartlarını düzeltirmiş; kartları düzeltirmiş de kendi hayatını bir türlü düzeltemezmiş. Evet, biliyorum, masal böyle…
Sevgili günlük, Saat iki oldu, uyuyamadım. Yarın sabahın ilk danışanım saat onda, notlarımı hazırladım, çayımı içtim, yine de gözlerim tavana takılı kaldı. Belki de bu yazıyı sana değil, o kadar uzun zamandır içinde bir…
sabah 06.40, tezgâhı açmadan önce. kepengi kaldırırken rüzgâr yüzüme çarptı. poyraz. adımı oradan koydum buraya. denizden gelen her şey gibi o da tuzlu ve soğuk. iyi geldi. bugün çarşamba. çarşumbalar hep aynı akar…
Bu gece hava öyle sıcak ki, pencereyi açtım ama rüzgâr yok... Sadece limandan gelen o ıslak, tuzsuz bir sıcaklık var. Gökyüzü açık, ay yukarıda inatla duruyor. Saat bire çeyrek geçiyor, ben hâlâ uyuyamadım. Yurt sessiz…
Sipariş: bir adet iki kişilik yaş pasta, bir bardak çay. Teslim: asla. Ödeme: on yıldır ben. Sen yine de inat ediyorsun ya, 'pasta iki kişilik denmez ki, dilim dilim kesilir' diye. Kesilir, evet. Ama ben o pastayı hiç…
10 Ağustos 2026, Pazartesi, saat 23:27. Ankara bu gece serin, pencereden giren rüzgâr perdeyi hafifçe kaldırıyor, hava raporuna göre on dokuz derece, benim hissettiğimse çok daha soğuk bir şey, çünkü bu evde sıcaklığı…
Sabah 06.36. Pazar. Klinik kapalı ama ben yine erken uyandım. Vücut, tatili tanımıyor. Diş hekiminin vücudu, tatil sabahında bile yediye kurulu çalar. Bu defteri ilk kez açıyorum. Neden bugün, bilmiyorum. Belki dün…
23:35, deniz karanlık. Rüzgâr yok. Sıcak basıyor, pencereyi kapatamıyorum. Bu akşam sana yazamadım. Kalem elimde durdu. Aynı kalem, aynı defter, aynı masa. Ama kelimeler gelmedi. İlk kez değil ama yine tuhaf geldi…
Bu gece saat bir buçukta uyuyabildim, dün gece de ikiyi biraz geçiyordu... Ankara'nın Ağustos geceleri, kışın o kuru soğuğundan başka bir şekilde acıtıyor insanı; ne rüzgâr var ne kar, sadece sıcak bir hareketsizlik…
Kıymetlim, Bugün lokantayı erken kapattım. Ağustos'un sıcağı insanı yoruyor, müşteri de az geldi; sıcakta çorba içen olmuyor tabii. Tezgâhı silerken gözüm yine o çekmeceye kaydı. Senin ilk mektubun duruyor orada, kâğıdı…
Şu an 23.59, Sakarya'dayım. Yarın sabah erken çıkacağım, Mersin yükü. Ama daha yola çıkmadan yazayım dedim, yoksa dağın ortasında unuturum. Bu gece garaja indim, tırın kapısını açtım, içeriye bir baktım. Sonra kapattım…
22.50, eve yeni girdim. Kemerimi çözüp tabancamı dolaba koydum, kilitledim. Alışkanlık işte... on beş yıldır o dolabın anahtarını ben saklardım, o bulamazdı zaten. Şimdi anahtar da bende, kilit de bende, koca ev benim…
Şu an saat 00.20, Bostanlı iskelesi civarı, son seferin dönüşü. Cam biraz açık, denizden gelen rüzgâr direksiyona vuruyor, ellerim tuz kokuyor. Bugün tam yirmi iki yıl oldu, ilk kez o küçük kasabanın iskelesinde seninle…
Sevgili kendim, Bu gece Kars'ta hava bile şaşırmış sanki, Temmuz sonu ama serin, pencerem açık ve ben ilk kez bir yazı seninle geçirmeye karar verdim. Yıllarca başkalarının acılarını dinledim; gençlik merkezinde bir…
Adagio — temposu yavaş, ama bırakması en zor olan bölüm. Temmuzun son gecesi, Trabzon'da yağmur yine sözünde durdu. Konservatuvar kapandı, hocalar gitti, ben sınıfta kaldım; pencereden Değirmendere'nin kokusu geliyor…