19 Eylül 2026, Cumartesi, saat 21:36. Çocuklar yeni uyudu. Defteri açtım, kalem elimde kaldı öylece. Okul bu hafta başladı; çantalarına yeni aldığım defterlerin sayfaları hâlâ o tertemiz kâğıt kokusunu taşıyor…
07:48, hava bulutsuz, ben tamamlanmamış bir cümle. Dün gece rüyamda yine o koridordaydım. Ama bu sefer farklıydı; sen bana doğru yürüdün, ben de cümleme başladım. "Ben seni..." dedim ve sonra, her zamanki gibi, zil…
05.30. Fırını yaktım, sonra durdum. Eylül sabahı artık serin. Hamur mayalanırken pencereden baktım, cam kenarındaki masa boştu. Her zamanki gibi. On dört yıl yan yana çalıştık. O kekleri, ben kasayı. Elleri unlu olurdu…
07:21, hava güneşli, camlar bile parlıyor... ben hâlâ yağmurluyum. Sana yazıyorum, tıpkı her sabah olduğu gibi. Sadece bu sefer kâğıt yok, sadece metro camı ve buharı üstüne parmağımla çizdiğim harfler var. Bir durak…
Saat 20.43. Kepenkleri daha indirmedim, yarım kaldı, içimdeki her şey gibi. Dışarıda hava kararıyor, rıhtımdan bir vapur düdüğü geldi az önce, o sesi duyunca elimde bir saniye durdu, hamur değil bu sefer, kepengin…
07:30. Gece vardiyası bitmek üzere, lobi neredeyse boş, kahve makinesinin sesi dışında hiçbir şey yok ve ben yine o taslakları açtım, telefonumda seninle ilgili o klasörü, ki adını bile koyamıyorum o klasöre, "arşiv"…
9 eylül, öğlen 12.10. Rumuzum eylülgecesi. Doğum günüm değil bu, merak etmeyin. Ama herkesin bir ayı vardır, benim de var: eylül. Adım gibi. Yani rumuzum gibi. Yani... neyse. Konuya geleyim. Bugün kafeteryada tez…
Saat beş on üç. Vardiyadan yeni çıktım, üniformanın üstümdeki hastane kokusu hâlâ duruyor; alkol ve çamaşır suusu karışımı o koku, sen de bilirsin, sana anlatmıştım bir kere. Körfezde yürüyorum şimdi. Rüzgâr sert değil…
7 Eylül 2026, Pazartesi. Saat 23.30. Bursa'da hava kapalı, geceye doğru serin bir rüzgâr var; pencereyi aralık bıraktım, perdeler hafifçe kıpırdıyor. Bu siteye bugün üye oldum. Rumuz seçerken epey durakladım…
Saat on bire beş var, pencereyi bir parmak aralık bıraktım, poyraz esiyor. Eylülün yedisi ama hava ne sıcak ne soğuk, öyle arafta bir şey. Kordon'dan yeni döndüm, ayakkabılarımın içinde deniz tuzu var, hissediyorum. Bu…
Sana, Sana bir şey söyleyecektim, o gece, mezuniyet gecesi, kalabalığın ortasında, elinde o saçma sapan kepginle... Ama söyleyemedim. Yedi yıl oldu. Yedi yıl, anlıyor musun? Ben sayılarla uğraşan biriyim, hesap yaparım…
Sabah sekiz buçuk; motosikletin aynasında güneş daha yeni ısınmaya başladı ama Antakya'nın eylül sabahında rüzgâr, gece kalan bir serinliği taşıyor, ben de dağıtıma çıkmadan önce bir dakikalığına o sokakta durdum. Uzun…
Öğlen 13.23, Perşembe. Çocuklar öğle uykusunda, sınıf o kadar sessiz ki kendi kalbimin sesini duyuyorum, ne kadar saçma değil mi, kırık iki yaşında bir kalbin sesi duyulur muymuş. Perdeler yarı çekik, masanın üstünde…
2 Eylül 2026, Çarşamba. Erzurum'da hava açık, geceleri serin, yerde kar yok; termometre gece on iki dereceyi gösteriyor ama benim aklımdaki kalınlık hâlâ kırk santim. Otuz yıl önceki o kışta kar dizlere kadar geliyordu…
Saat tam yirmi bir otuz dört. Balkon kapısı açık, Eylül'ün ilk günleri ama İzmir hâlâ yazı bırakmamış; denizden gelen esinti bile ılık. Kordon'dan yeni döndüm, ayakkabılarımın altında hâlâ taşların sesi var gibi. Bugün…