Kapanış saatinde, yine salı değil
Saat 12.07. Öğle yoğunluğu yeni dağıldı. Tezgâhta limonlu keklerin son dilimleri duruyor. Fırın hâlâ sıcak. Ben sıcak değilim. Sadece yorgunum. Bugün salı değildi. Cuma. Biliyorum. Ama bir kadın geldi, "kütüphaneye…
Kimseye söyleyemediklerini burada, rumuzunun arkasında söyle.
Saat 12.07. Öğle yoğunluğu yeni dağıldı. Tezgâhta limonlu keklerin son dilimleri duruyor. Fırın hâlâ sıcak. Ben sıcak değilim. Sadece yorgunum. Bugün salı değildi. Cuma. Biliyorum. Ama bir kadın geldi, "kütüphaneye…
Sabah 01.17'de yazıyorum bu satırları, yani aslında gece, ama saatler benim için hâlâ sabahın habercisi. Kulaklığı çıkaralı üç saat oldu, kulağımda hâlâ 'hoş geldiniz, sizi bu arama nedeniyle...' diye bir uğultu var…
Bugün ofisime yeni dönemden bir öğrenci geldi, elinde dosyası, gözünde o 'acaba anlatabilir miyim' bakışı; kapıyı kapatırken koridorda birinin gülüşü, hayır, öyle değil, gülüş değil, ayak sesiydi, ama benim kalbim yine…
Bugün klinikten dokuzda çıktım, eylülün son gecelerinde karanlık artık erken düşüyor ve ceketimin yakasını kaldırıp kaldırıp o uzun yürüyüşü yaptım, o çok alıştığım, kimseyle konuşmadan biten yürüyüşü. Kapanmadan hemen…
Bu sabah tarlaya indiğimde çiyden ıslanmıştı domateslerin alt yaprakları. Elini sürsen soğukluğu elinde kalıyor. Yaz bitiyor demek bu, dedim kendi kendime. Sonra aklıma geldi, yaz bitmek bilmedi bu sene bizim oralarda…
Sabah dokuz, camdan vuran ışık hafif gri. Cumartesi ofisi sessiz olur, ben yine de geldim; bahane üretmek bu stajın en iyi öğrendiğim dersi oldu çünkü. Arşiv odasını düşündüm yine, çatı katında, tozun ışıkta asılı…
Sabah 06.32. Çocuklar dün akşam gitti. Ben de okul çantamı hazırladım, ilk kez. Yıllardır ilk kez biberon değil, kalem. Kalemin ağırlığı bu kadar mı tuhaf olur. İki bardak çıkardım yine. Alışkanlık işte. Birini boş…
23.01'de yazıyorum bunları. Vardiya yeni bitti, deniz kenarında oturuyorum, ayakkabılarımda hâlâ marketin kokusu var. Sabun, poşet ve biraz da soğuk raf kokusu. İnsan bir yerden çıkarken kendini de orada bırakıyor…
Saat 22:36, hava o ikinci aradaki gibi; ne sıcak ne soğuk, tam ortada bir şey. Artvin'e eylül böyle giriyor işte, akşam üstleri bir serinlik kapıyor ortalığı, ben de camı aralık bıraktım. Şimdi dışarıdan bir kedinin…
07:48, hava bulutsuz, ben tamamlanmamış bir cümle. Dün gece rüyamda yine o koridordaydım. Ama bu sefer farklıydı; sen bana doğru yürüdün, ben de cümleme başladım. "Ben seni..." dedim ve sonra, her zamanki gibi, zil…
Bugün Antalya'da hava, ilk kez bana sordu. Yani öyle olmadı tabii, ama ben öyle hissettim. Akşam üstü şubeden çıktım, ceketimi hiç giymedim, koluma taktım. Eylül'ün ortası ama hâlâ yaz ısrarı var havada. Falezler'e…
07:21, hava güneşli, camlar bile parlıyor... ben hâlâ yağmurluyum. Sana yazıyorum, tıpkı her sabah olduğu gibi. Sadece bu sefer kâğıt yok, sadece metro camı ve buharı üstüne parmağımla çizdiğim harfler var. Bir durak…
Saat 22.01. Salonda onuncu saattim, evde ilk dakikam. Tırnaklarımın arası hâlâ boya kokuyor, saçlarımın arası hâlâ sen kokuyorsun. İkincisi metafor. Birincisi mesleki risk. Bugün fön makinesini servise götürdüm. İki…
01:06'da uyandım yine. Yatağın altındaki botlarımı göremiyorum ama biliyorum, oradalar. Nöbetçi subayın koridorda yankılanan adımları durdu. Gece yarıları bu kışla hep böyle. Sessiz ama tamamen sessiz değil. Yarın altı…
21.17'de yazıyorum bunları. Daha erken bir saat, biliyorum, ama bugün Gökçay boyunca yürürken anladım ki gece yarısını beklemek de bir tür erteleme. On beş yıldır erteliyorum zaten, bir saat daha ne değiştirir ki…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar