Saat 17:24, reçetenin arkası
Saat 17:24, eczanenin kepengini yarıya kadar indirdim, camda son ışık; birileri hâlâ merhem soruyor bana, ben ise yıllar önce kütüphanenin ikinci katında kaybolmuş bir adı arıyorum. Reçetelerin arkasına onun adını…
Kalbinin hızla attığı anlar, ilk bakışlar, büyük ve küçük aşk hikâyeleri.
Saat 17:24, eczanenin kepengini yarıya kadar indirdim, camda son ışık; birileri hâlâ merhem soruyor bana, ben ise yıllar önce kütüphanenin ikinci katında kaybolmuş bir adı arıyorum. Reçetelerin arkasına onun adını…
sabah 02.29 Samsun'da eylülün son gecesi. Pencereyi aralık bıraktım, denizden gelen rüzgâr çizim kâğıtlarımı kaldırıyor. Kâğıtlarım uçmasın diye fincanı üstlerine koydum. Fincanın altında bir cephe çizimi var. Pencere…
Saat gece yarısını yeni geçti, dışarıda Eylül sonunun o serin, tuzlu rüzgârı esiyor; pencereyi biraz araladım, odama deniz ve ıslak asfalt kokusu doluyor. Uyumam gerek ama uyuyamıyorum, yarın sabah sekizde merkezde…
Şu an saat 01.22, otobanın Boğaziçi kesimindeyim. Pazartesi sabahına karşı, yol benim kadar uykusuz. Sağ şeritte bir tır var, dörtlülerini yakmış, sanki o da birini bekliyor. Farlarım asfalttaki çizgileri yalayıp…
Saat iki kırk beşti, camlar buğulanmıştı. Eski model arabanın camını bir mendille silmek için uzandığımda, mendilin kenarında kurumuş bir deniz kokusu kaldığını fark ettim. Dışarıda Eylül sonu yağmuru, İstanbul'un ıslak…
Sana yine yazıyorum, yine yazamıyorum. Surların dibindeki o evin onarımı biteli çok oldu ama benim onarımım bitmedi galiba. Bu akşam yine önünden geçtim. Işık yanıyordu. Perdenin rengi değişmiş; sarıydı eskiden, şimdi…
Saat 13.47. Kütüphanenin arka sırası, her zamanki yerim. Camdan bakıyorum; sonbaharın ilk yağmuru yağıyor. Hava o kokuyu taşıyor, toprakla ıslak asfaltın karıştığı... İlk bahara benzemiyor ama yine de güzel. Bugün dokuz…
Saat 20:09. Karşı kıyının ışıkları, camda benimle birlikte titriyor; vapurun motoru bir eski şarkı gibi uğulduyor ve ben yine o masada unutulmuş kalemi düşünüyorum. O kalemi sana uzatırken elim titrememişti ama içimde…
Bu sabah tarlaya indiğimde çiyden ıslanmıştı domateslerin alt yaprakları. Elini sürsen soğukluğu elinde kalıyor. Yaz bitiyor demek bu, dedim kendi kendime. Sonra aklıma geldi, yaz bitmek bilmedi bu sene bizim oralarda…
Sabah dokuz, camdan vuran ışık hafif gri. Cumartesi ofisi sessiz olur, ben yine de geldim; bahane üretmek bu stajın en iyi öğrendiğim dersi oldu çünkü. Arşiv odasını düşündüm yine, çatı katında, tozun ışıkta asılı…
23.01'de yazıyorum bunları. Vardiya yeni bitti, deniz kenarında oturuyorum, ayakkabılarımda hâlâ marketin kokusu var. Sabun, poşet ve biraz da soğuk raf kokusu. İnsan bir yerden çıkarken kendini de orada bırakıyor…
Bir duvarı sürmek için harcı tam kıvamında tutmak gerekir; suyu az gelirse çatlar, çoğu gelirse akar gider. Ben yirmi yıl bu işin içindeyim, kirecin dilini, kumun huyunu bilirim ama kendi elimle ördüğüm bir…
Bugün Antalya'da hava, ilk kez bana sordu. Yani öyle olmadı tabii, ama ben öyle hissettim. Akşam üstü şubeden çıktım, ceketimi hiç giymedim, koluma taktım. Eylül'ün ortası ama hâlâ yaz ısrarı var havada. Falezler'e…
Saat 20.43. Kepenkleri daha indirmedim, yarım kaldı, içimdeki her şey gibi. Dışarıda hava kararıyor, rıhtımdan bir vapur düdüğü geldi az önce, o sesi duyunca elimde bir saniye durdu, hamur değil bu sefer, kepengin…
Saat 00.12, İstanbul'da hava öyle nemli ki, kendimi kumaş sergisindeki son parça gibi hissediyorum: kimsenin dokunmaya cesaret edemediği, ama herkesin bir kere olsun eliyle yokladığı cinsten. Ben yine deniz…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar