Kırk Yıllık İplik
Öğle güneşi, Yivli Minare'nin gölgesi atölyemin eşiğine dayandığında, saat on ikiyi beş geçe, masamdaki makasın üstüne düşüyor, ben de bu ışığın içinde oturup sana yazıyorum, sana ki bu satırları hiçbir zaman…
Öğle güneşi, Yivli Minare'nin gölgesi atölyemin eşiğine dayandığında, saat on ikiyi beş geçe, masamdaki makasın üstüne düşüyor, ben de bu ışığın içinde oturup sana yazıyorum, sana ki bu satırları hiçbir zaman…
Sevgili defter, Bu akşam pencereyi açtığımda havanın kokusu değişmişti. Ekim ortasının o gri, ıslak taş kokusu... Bolu'da kış erken gelir, bilirim. Ama bu yıl ilk kez korkmadım. Belki de çünkü artık biliyorum: kar…
Bir ipliğin kopma anı vardır, sesi duyulmaz ama kumaş bilir; ben de o günden beri, ilmek ilmek sökülen bir şeyin sesini duyuyorum kendi içimde, kimseye çaktırmadan. O gömlek hâlâ sehpada duruyor. Kırk yedinci gecesiydi…
Cumartesi akşamı, ofiste son seansı bitirmiş, koltuğun kolçağındaki çayı soğumaya bırakmıştım; camdaki yansımam bana, yirmi yıl önce bir koridorda sırtını duvara verip bekleyen kızı hatırlattı, o kız da benim, hayır…
Sana, Bu gece yine bir kelimenin karşılığını bulamadım. İngilizce bir cümlede durdum, 'belonging' diyordu, ait olma. Türkçede tam karşılığı yok, biliyorsun. Ben de yok artık. Dört yıl boyunca senin dilinde konuşmaya…
Sabah 07.40'ta, Bostanlı vapurunda, telefonumun takvimine bir daha bakmamaya yemin etmiştim ki bugün tam o günü, yani davetiyesinin basıldığı ama hiç gönderilemeyen günü gösterdi; ne yaman tesadüf, takvim de onun…
Saat 20:45; ofisten yeni çıktım, iskelede beklerken yazıyorum bu satırları, belki de bu deftere en çok yakışan yer burasıdır çünkü denizin üstünde yazılan her şey biraz tuzlu, biraz titrek oluyor. Karşı kıyı daha yeni…
Adana'dan çıktım sabah altıda, akşam sekizde Mersin'in taş ocağından döndüm; kilometre sayacı bugün tam 612 yazıyor. Pozantı geçişinde hava karardı, karşıdan gelen tırların farları bir bir yanıyordu, birinin sağ farı…
13 Ekim 2026, Salı, 20.51. Ofisten yeni çıktım, masamdaki son dosyayı kapattım ama aklımdaki hesap kapanmıyor. Dört yıl önce bir Boğaz hattında, ikisi de ters yöne kaçarken çarpmıştık birbirimizi. Ben vapura, o karşı…
Saat 00.12, hava on iki derece, rüzgâr denizden esiyor ve saçlarımı üçe katlayıp başıma topuz yapıyorum çünkü artık saçma sapan şeylere enerji harcamak istemiyorum. Vardiyadan yeni çıktım, ellerimde hâlâ kumaş kokusu…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar