Gösterilmemiş Kare
Sevgili defter, bu akşamki hâlimi bir fotoğraf terimiyle anlatmam gerekirse: netlik. Yıllarca flu gördüğüm bir şeyi, kırk yaşında, Elazığ'ın serin bir ekim akşamında, stüdyonun kepenklerini indirirken sonunda net…
Sevgili defter, bu akşamki hâlimi bir fotoğraf terimiyle anlatmam gerekirse: netlik. Yıllarca flu gördüğüm bir şeyi, kırk yaşında, Elazığ'ın serin bir ekim akşamında, stüdyonun kepenklerini indirirken sonunda net…
22:13. Dükkanı kapadım, eve yeni geldim, elimde hâlâ etiketlerin kokusu var. O yapışkan koku, parmaklarımdan gitmiyor akşama kadar. Telefonu cebimde, hep sol cebimde, çünkü sen mesajlarını hep geç atarsın, ben de o…
sabah 01.29 Otobüsün arka koltuğunda cam kenarındayım yine. Vardiyadan yeni çıktım, kulaklığı takmayı unutmuşum, o yüzden şehir bütün sesiyle üstüme geliyor: motorun homurtusu, öndeki adamın telefon zili, bir ara…
Saat 22:55. Perşembe akşamları hep böyle geç başlar içimdeki sesler; sanki günün bütün gürültüsü çekilince kalan tek şey ben oluyorum. Dışarıda Hatay'ın ekim yağmurları yeni dindi, camdan gelen o ıslak toprak kokusu…
Sabahın körü sayılır mı bilmiyorum ama saat sıfır otuz yedi, herkes uyurken ben yazıyorum bunları; emekli olduktan sonra gündüzleri geceye, geceleri gündüze benzettiğimden olsa gerek, içimdeki nöbetçi hâlâ vardiyasını…
Akşam on bir buçuk, mutfakta yalnızca aspir yağının üstündeki küçük ışık yanıyor. Ekim'in ilk Pazartesi'si... Gaziantep'te akşamlar serinledi, balkon kapısını kapatmadan önce bir süre dışarıda durdum, avludaki…
Saat 01.03, mutfak tezgâhının başındayım. Çocuklar bir saat önce uyudu, bulaşık makinesinin uğultusu hâlâ bitmedi. Bu defteri açalı çok olmadı ama bu gece yazmazsam patlayacağım sanıyorum. Sana yine yazıyorum…
Saat on bir, camda hafif bir yağmur var. Ekim yağmuru, yazınkilerden farklı; daha yavaş düşüyor, sanki acele etmesi gereken bir yeri yok. Kütüphanenin üçüncü katındayım, her zamanki pencere kenarında. Kaloriferler yeni…
Bu sabah çarşıya inince hava sisliydi, öyle ince bir sisti ki simit tezgâhının buğusundan ayırt etmek güçtü; kepengi kaldırırken o sisin içinden senin geçtiğini gördüm ve otuz yıl önce kapanan kapıların gürültüsü yerine…
Sevgili ben, Perşembe akşamı, saat on bire doğru, tezgâhın arkasındaki taburenin üstünde oturuyorum ve eczane kapalı. Kepenkleri indirdim, ışıkların yarısını söndürdüm, sadece reçete masasının üstündeki lamba yanıyor…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar