Bugün kliniğe yaşlı bir tekir kedi getirildi. Sahibi, "Aynı evde on iki yıl kaldı, sonra bir gün kapıyı buldu ve gitti" dedi. Muayene ederken kediyi, aklım başka yerdeydi. On iki yıl. Bizimki on üç yıl oldu, saymazsam…
Akşamüstü yediyi çeyrek geçe kapattım dükkânı. Son müşterinin ensesindeki tüyleri makasla inceltirken, camdaki yansımam birden senden söz etti bana. Dokuz yıl olmuş. Dokuz yıl, bir saç telinin uzayıp omuza değmesi kadar…
Saat dokuzdu, Kordon'un lambaları bir bir yanıyordu. Herkes birine doğru yürüyordu; ben ise elimde simit kokusu, denize doğru yürüdüm. Denizin de bir adresi var mıdır, bilmiyorum. Sen olsan şimdi gülerdin buna…
Saat 23:38. Pencerede ekim yağmuru, camda damla izleri. Çocuklar uyudu. Mutfakta yine o sessizlik. On dokuz yılın ardından bir insanın en çok neyi özlediğini sanıyordum; meğer en çok sesi özlüyormuşsun. Kapının açılma…
Bugün Konya'da gökyüzü o ince, açık mavi tonundaydı; akşama doğru bulutlar biraz ağdı ama yağmur kıyısından dolaştı gitti. Rüzgâr yine yüzümü yaktı, o kesik, düz rüzgâr. Postaneye giderken atkımı burnuma kadar çektim…
Saat 20.15 ve lobide tuhafiyeci bir amca, kayıp bir valiz için benimle tartışıyor. Valiz onun değil, içindekiler de onun değil, ama 'içindeki koku benim kokum' diyor. Turizm böyledik işte; insanlar bazen bavullarıyla…
Saat yirmi üç otuz yediydi ve hata ayıklama ekranındaki kırmızı satır, gözlerimin önünde bulanıklaşıyordu. Yarın teslim edilmesi gereken bir modül var; ben ise üç yıldır kapanmamış bir sekmenin içindeyim. Stajda bir…
23 Ekim 2026, Cuma, saat 08:06. Kayıt altına alıyorum çünkü dün akşam olan şeyi sabaha kadar tekrar tekrar izledim kafamın içinde, her seferinde farklı bir versiyonunu montajlayıp en acımasızını seçtim, ve sanırım artık…
Saat 02.17 ve yine seni düşünüyorum. Yarın sekiz buçukta üç dolgu, bir kanal tedavisi var; uyumam gerek. Ama uyku, bana reçete edilen bir ilaç gibi duruyor karşımda, alışkanlıkla yazıyorum, içmiyorum. Bugün çekmeceyi…
Sabahın beşi değil bu sefer, gecenin on biri kırk altı, dışarıda ilk kırağı, Porsuk'un üstünde ince bir duman; teknemin halatı buzdolabının arkasındaki çivide, yaz boyunca orada asılı kaldı, kimse sormadı. Sevgili…
Saat 03.27. Dışarıda yağmur var. Ekim yağmuru. İnce. Israrlı. Uyuyamadım. Yatakta dönüp durdum. Sonra kalktım. Mutfakta ışığı yakmadım bile. Karanlıkta oturmak iyi geliyor bazen. Kimse görmüyor. Kimse sormuyor. Yeni ev…
Saat üç. Dükkânı kapattım. Anahtarı çevirdim, kepengi indirdim. Ama eve gitmedim. Terzihanenin arka odasında, lambanın altında kaldım. Yıllardır alışkanlık oldu. Önümde o ceket var. Otuz yıl önce diktiğim. Omuz dikişini…
Gece 01.51, Ekim ortası ama Adana yine sıcak, pencereyi kapatamıyorum, içimde ise kapanmayan bir kapı gibi bir şey var. Bugün bir daire gösterdim. İkinci kata çıktık, müşteri balkona çıktı ve "işte bu manzara" dedi. Ben…